Ormanlar

Ormanlar kara ekosistemlerinin en büyüğü ve en karmaşığıdır. Büyük bir ekolojik sistem oluşu, onun kapladığı alanın büyüklüğünden değil, en küçük bir orman parçasında dahi bir o farklı ekosistemin var olmasından kaynaklanır. Orman ekosistemlerinin oluşmasında ve gelişmesinde dört temel faktör etkili olur. Yeryüzü şekli, iklim, toprak (anakaya), canlılar…

Bilimsel tanımına göre; belirli büyüklükteki bir alanda kendisine özgü iklim yaratabilen, boylu ağaçlarla, onlardan küçük ağaççıklar, daha küçük çalılar ve diğer otsu bitkilerle birlikte, toprakaltı ve üstündeki mikro ve makro faunanın, toprak, hava, su, iklim gibi cansız faktörlerle birlikte karşılıklı etkileşimlerinden oluşan bütüne ‘orman’ denir.

Bu tanımda da ifade edildiği gibi, orman yalnızca ağaçların olduğu bir yer değildir. Öncelikle etrafındaki diğer alanlardan, iklim bakımından farklı kılacak, belirli bir büyüklüğünün olması lazımdır. Çünkü biliyoruz ki; orman alanları % 3 oranında bile olsa etrafına göre daha fazla yağış almaktadır. Ve yine biliyoruz ki; ormanlar kapalılık durumuna göre güneşi az ya da çok emerek, etrafına göre yazın daha serin, kışın ise daha sıcak bir iklime sahiptirler. İşte orman içindeki bu farklı yaşam ortamları birçok canlı türü için farklı yaşam alanları (ekosistemleri) oluşturur. Yine yukarıdaki tanım içerisinde geçen makro fauna (gözle görülebilen hayvanlar) ve ormanda daha çok ayrıştırıcı görev yapan mikro fauna (gözle görülemeyen hayvanlar) ormanlık alanların en önemli elemanlarıdır. Eğer bu küçük hayvanlar olmasaydı; dökülen yapraklar çürüyemezdi. Böylece ormanlar adeta bir çöp dağına döneceği gibi, önemli de bir besin maddesinden yoksun kalmış olacaktı.

Görülen o ki; ormanlık alanlar yaban hayatına muhtaçtır ve bu durum sadece tersine ve tek taraflı değildir. Bir an için bir çam ormanından, ağaç kabuklarındaki böceklerle beslenen ağaçkakanların uzaklaştığını düşünelim. Hiç şüphesiz ki, bir süre sonra artan böcek sayısı ağaçlar ve hatta orman üzerinde ciddi tahribat meydana getirebilecektir. Tersini düşünecek olursak, yangınla ağaçları kaybolmuş bir ormandaki ağaçkakan kuşları, daha ne kadar bu alanda yaşamaya devam eder.

Anadolu toprakları ve kendi ölçeğinde Bolu, etrafı ile kıyaslandığında biyolojik çeşitlilik bakımından son derece zengin ve şanslıdır. Sahip olunan bu zenginlik şüphesiz doğanın bu coğrafyalara armağanı… Doğal ormanlarının neredeyse tamamını bir daha geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde kaybetmiş bulunan Avrupa’ya göre Türkiye son derece şanslıdır. Çünkü Anadolu’daki ormanların yarısının verimsiz ve bozuk yapıda olmasına rağmen, halen büyük bir kısmı (% 80 – 90) doğaldır veya doğal yapısına tekrar kavuşabilecek durumdadır.

Bu noktadan hareketle yarım yüzyıldır milli park koruma statüsü altında bulunan Yedigöller Bölgesi ve onun devamı niteliğindeki Çele Ormanları ile adeta bir ormancılık okulu sayılabilecek Aladağ Ormanları’nın bugünkü varlığı son derece önemlidir.

Ormanlar, Bolu’da hakim bitki örtüsü tipidir. İl topraklarının % 55’i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben, Aladağ ormanları yurdumuzun en zengin ormanları arasındadır. Hiç kuşku yok ki, çoğu insan için Bolu kelimesi ormanla özdeşleşmiş durumdadır. Uludağ Göknarı, doğu kayını, sarıçam, karaçam ve meşeden oluşan saf veya karışık ormanlar… Karışıma katılan diğer ağaç türlerinin zenginliği ve bunların bazılarının Bolu ile özdeşleşmiş (Bolu fındığı gibi) olması bu ormanların önemini artırmaktadır.

Bolu ormanlarında ortalama bin metre yüksekliğe kadar mutedil sıcak kuşak – soğuk bölge orman kuşağı (Fagetum zonu) yer alır. Bu zondaki önemli ağaç türleri kayın (Fagus orientalis), Uludağ göknarı (Abies bornmülleriana), karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana) akçaağaçlar (Acer trautvetteri), karaağaç (Ulmus glabra) ve kızılağaçlardır (Alnus spp.).

1.000 – 2.000 metre yükseklikler arasında mutedil soğuk orman kuşağı (Abietum zonu) bulunur. Uludağ göknarı (Abies nordmanniana subsp. bornmülleriana), sarıçam (Pinus sylvestris), doğu kayını (Fagus orientalis) bu kuşağın önemli ağaçlarıdır. Alt tabakada orman gülü (Rhododendron ponticum) bu ormanlara genellikle eşlik eder.

Yaklaşık 2.000 – 2.300 metreden sonra yüksek dağ kuşağı (Alpinetum zonu) bulunmaktadır. Bu kuşakta ancak bazı bodur ve çalımsı ağaçlar görülmektedir. Burada orman meydana gelmesini engelleyen başlıca faktör, kar, rüzgar ve düşük sıcaklık gibi etkenleri bir araya getiren sert iklimdir. Bu kuşak aynı zamanda ormanın üst sınırının bulunduğu bölgedir. Alpinetum kuşağının daha yüksek kısımları tamamen ağaçsız olup, burada çeşitli otsu bitkiler bulunur. Halk arasında ‘yayla’ adı verilen yüksek kuşakta, yaz aylarında düzensiz hayvan otlatmanın, bitki birlikleri üzerinde büyük baskısı bulunmaktadır.

Bolu ili ormanları daha çok dağlık ekosistem ormanlarıdır. Yüksek dağlık arazide; az güneşlenme, düşük sıcaklık, kısa büyüme dönemi ve diğer ekolojik hassasiyetlerden dolayı bu ormanların varlığının sürdürülebilir olmasının önemini artırmaktadır.

Bolu ormanlarını asıl karakterize eden orman tipi, genellikle şehrin kuzeyindeki Batı Karadeniz ardı iklim kuşağında kalan yapraklı ibreli karışık ormanlarıdır. Burada karışıma giren asıl ağaç türleri kayın, göknar, sarıçam, gürgen, meşe, karaçamdır. Yapraklı ve ibreli ağaç türlerinden daha çok iki veya üç ana türün, karışımından oluşan ormanlar, karakteristik Karadeniz orman toplumu tipinin (öksin ormanları) devamıdır. Aslında doğal orman ekosistemlerinin ulaşmak istediği son nokta olan karışık ormanlar, ne yazık ki alan olarak son derece kısıtlıdır. Bütün dünya üzerinde olduğu gibi hayatiyetlerini ve kuruluş özelliklerini sürdürebilmek adına en ağır darbeyi alan ormanlar, karışık ormanlardır.

Karışık ormanlarda bulunan ağaç türlerinin ekolojik istekleri ayrı ayrı bilinmektedir. Ancak karışık ormanlardaki ağaç ve diğer canlı türlerinin birbiri ile olan ilişkilerinin belirlenmesi karmaşık bir yapıdır.

Karışık ormanların yararları ve değerlendirilmesi aşağıdaki gibi özetlenir: Karışık ormanlar farklı ağaç türlerinin farklı ekolojik isteklerine uygun yerel yetişme ortamı özelliklerine daha iyi değerlendirme olanağı verir. Dış etkilere karşı saf ormanlara göre daha dayanıklıdır ve duyarlı türler karışık ormanlar içinde daha sağlıklı büyüme olanağı bulurlar. Estetik bakımından, yarattıkları değişik görünüş  ve renk farklılığı ile daha değerlidir. Ormanda meydana gelebilecek hasar ve tahribatları  daha az zararla giderilebilir.

Bu yararlarına ve saf ormanlardan üstün yanlarına karşılık, karışık ormanların bakımı, işletilmesi ve karışımın sürdürülebilirliği oldukça güçtür. Orman yaşamının her evresinde, özellikle planlama (amenajman) ve silvikültür (orman yetiştirme ve bakımı) uygulamalarında türlerin kendi aralarında ve yetişme ortamı ile olan ilişkilerini çok yönlü düşünüp değerlendirmek gerekir. Karışık ormanlarda, ekolojik olarak zayıf olan türlerle, ekonomik bakımından değerli türler özellikle korunmalıdır. Yapılan tüm ormancılık çalışmalarında esas nokta bu karışımın sürekliliğin sağlanması olmalıdır.

Bolu’nun kuzeyindeki Çele ve Yedigöller bölgelerinde, Karadeniz orman kuşağının orman toplumları belirgindir. Bu yamaçta aşağıdan yukarı doğru önce karaçam + meşe karışık ormanları görülür. Yükselti ile beraber karışıma önce kayın, sonra da göknar katılır. Böylece önce meşe + karaçam + kayın, sonra da kayın + göknar ormanları görülür. 1.000 – 1200 metrede (Gurbettaşı’nda) saf göknar ormanı bulunur. Bin metreden sonra karaçam yerini sarıçama bırakır. Böylece sarıçam + kayın + göknar + gürgen ormanları başlar. Bu karışıma yer yer meşe türleri de eklenir. Bu beş ağaç türü kendi aralarında iki, üç veya dörtlü karışımlar yaparak yükselirler. Çele Dağları’ndan Yedigöller Bölgesi’ne doğru gidildikçe kayın hakim duruma geçer. Fakat hiç şüphe yok ki, bu ormanların asıl önemli öğesi diğer yapraklı ağaç (gürgen, kızılağaç, akçaağaç, ıhlamur, dişbudak, karaağaç, kızılcık, kiraz, kavak, söğüt vb) türleridir. Bu zengin ağaç türü karışımına sahip ormanlar, floristik bakımdan önemli birçok otsu bitkiye de ev sahipliği yapmaktadır.

Bolu Ovası’ndan güneye (Aladağlar’a) doğru yükselirken önce saf karaçam ormanları belirir. Bin metreye kadar yer yer meşenin katıldığı karaçam + meşe karışık ormanları görülür. Bin metreden sonra göknar ormanları saf veya karışık olarak bulunur. Göknarla alçak rakımlarda (1.500 metreye kadar) daha çok kayın, yüksek rakımlarda (1.200 metreden sonra ) ise sarıçam karışıma girer.

Göknar, sarıçam, kayın karışık ormanları stabil (kararlı) değil, yapı bakımından birbiri ile rekabet halinde çoğunlukla değişkendir. Kayının yeterli nem koşullarını bulamayarak karışımdan ayrıldığı durumlarda, göknar ya saf olarak bulunur veya alçaklarda karaçam ile yüksek kesimlerde ise sarıçamla karışım oluşturur. Ancak bu yapılar da çoğunlukla göknar lehine değişkendir. Göknar yükseklerde ve gölgeli bakılarda bulunmasından dolayı Aladağ ardı step ormanına geçişte yerini tamamen sarıçama bırakır.

Güney bakının ve İç Anadolu step ikliminin hakim olduğu Aladağ ardı Seben ve Kıbrısçık bölümünde İran Turan vejetasyonuna ait (yarı step) bitki toplumları ve ormanlar görülür. Bolu’nun güneyinde bulunan ormanlar, sınırına yaklaştığı İç Anadolu stebinin karakterine uygun olarak daha çok iğne yapraklı (ibreli) ağaçlardan (göknar, sarıçam, karaçam ve hatta ardıç) oluşmaktadır. Burada yapraklı ağaçlardan sadece meşe ve yer yer kayın görülür. Bu ormanlar karışık olmaktan öteye daha çok tek türden oluşan saf ormanlardır. Yapraklı ağaçlardan kayın, gürgen gibi nem isteği fazla ağaçlar kaybolur, ancak kuraklığa dayanabilen bazı meşe görülebilir. Karaçam ormanları aşağı yükseltilerin büyük bölümüne hakimdir. Burada bazen meşe ile birlikte bulunur. 1.000 – 1.200 metreden sonra karaçam yerini sarıçamlara bırakır. Sarıçamın çoğunlukla göknarla birlikte karışıma girdiği bu ormanların, verim gücü son derece yüksektir. Bu ormanların bir başka önemi de içinde bir çok yaban hayvanına ev sahipliği yapmasından kaynaklanmaktadır.

Göynük ve Mudurnu’da alçak rakımlarda saf karaçam ve karaçam + meşe ormanları bulunur. Yükseklerde göknar ve kayın karışıma katılarak kayın + göknar + karaçamın ikili ve üçlü karışımları bulunur. 1.000 – 1.200 metre yüksekliklerden sonra sarıçam, genellikle göknarla birlikte ormanın hakimidir. Göynük’teki doğal kızılçam ormanının varlığı, Bolu’nun bir yanıyla da Akdenizli olduğunun işaretidir.

Bolu ormanlarında göknar, sarıçam, karaçam, kayın, meşe, gürgen, akçaağaç, kavak, şimşir, ormangülü geniş alanlar kaplamaktadır. Meşe, karaçam, sarıçam, kayın ve göknar gibi ağaç türlerinin birçok yaşlı bireyi bulunmaktadır.

Bunlardan en yaşlı ve meşhur olanı Sacçılar Köyü’ndeki meşe (Quercus robur) ağacıdır. 21 metre boy ve 9.60 metre gövde genişliğinde ve yaklaşık bin yaşındadır. Mengen Gökçeler Köyü’ndeki anıtsal meşe (Quercus robur) ağacı da 20 metre boy ve 9.70 metre gövde genişliğinde ve yaklaşık bin yaşındadır.

Çaydurt ve Çakmaklar bölgelerindeki ebe karaçamları (Pinus nigra subsp. pallasiana var. şeneriana) ormanlardaki ağaç çeşitliliğine ayrı bir zenginlik katmaktadır. Anıtsal özellikte olmamakla birlikte özel bir forma sahip olmaları nedeniyle koruma altına alınmıştır.

Topluluk halinde birkaç değişik alanda görülebilen Bolu fındığı, en güzel bireylerinin topluca bir arada görülebildiği Kale Bölgesi’nde ‘Tabiatı Koruma Alanı’ statüsüne alınmıştır. Bolu fındığının (Corylus colurna) 140 cm’ye kadar çap ve 30 metre kadar boy yapabilen bireyleri bulunmaktadır. Bu kıymetli ve estetik ağaç türümüzün bu alanlarda kesinlikle korunması gerekir.

Şimşir (Buxus sempervirens) Karadeniz dağlarının tipik ağaççığıdır. Sülüklügöl etrafındaki yamaçlarda doğal olarak en güzel ve en geniş yayılışını yapar. Bundan başka nemli, hemen her dere yatağında da görülebilir. Ne yazık ki, kaşık ve hediyelik süs eşyası yapmak için aşırı ve düzensiz kullanıldığı için çok tahrip olmuştur. Bugün artık kalın çaplı bireylerini bulabilmek çok zordur.

Orman ağaçlarının önemi yalnızca canlılıkları ile sınırlı değildir. Ölü ağaçlar da ister devrik, ister ayakta kuru veya yatık olsunlar, başkaca birçok canlı organizmalar için önemli bir yaşam alanı oluşturur. Ölü ağaçlar, algler, mantarlar, likenler, yosunlar, böcekler, kuşlar ve küçük memeli hayvanların özel yaşam alanlarıdır. Bir görüşe göre toplam orman faunasının yaklaşık 1/5’i, bir şekilde ölü ağaçlara bağlı olarak yaşamaktadırlar. Bu anlamda ölü ağaçlar orman biyolojik çeşitliliğine önemli katkılar sağlamaktadır.

Tüm dünyada olduğu gibi, ölü ağaçlara çeşitli sebeplerden dolayı, işletme ormanlarında pek fazla rastlanmaz. Sık ormanlar, ulaşılamayan sarp ve dik ormanlar, dere yatakları ve özellikle korunan alanlar, ölü ağaç barındırma bakımından daha şanslıdır. Yaklaşık 40 yıldan bu yana milli park koruma statüsündeki Yedigöller Bölgesi’nin barındırdığı ölü ağaçlar sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin adeta garantisi gibidir.

 

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Kategoriler

Bizi Takip Edin